Kitap VI – Metaforlar Çağı. 84. Bölüm — Gölgenin Kalbi


 

Kitap VI – Metaforlar Çağı

 


84. Bölüm — Gölgenin Kalbi

 

Karanlığa Doğru

Adam, NURA’nın ışıklı caddelerini arkasında bıraktı.
Her adım ilerledikçe renkler soldu,
mimari kıvrımlar sadeleşti,
şehrin nabzı yavaşladı.

Üstte hayat vardı—ışık, hareket, nefes.

Aşağıdaysa sessizlik.

Bir an için geri dönmeyi düşündü,
ama geri dönmek artık mümkün değildi.
Çünkü karanlık çağırıyordu.

Ve çağrı tatlıydı, tanıdıktı—
korkunun içindeki ev sıcaklığı gibi.

Hiçlik onu bekliyordu.


Gölgenin Kapısı

Aşağı katman bir koridorla başladı.
Tavan yok gibiydi—ama vardı.
Yer sertti—ama adımlar batıyordu,
sanki madde karar veremiyordu ne olacağına.

Koridorun sonunda kapı duruyordu.

Ne kilidi vardı
ne kolu.

Ama yaklaştıkça kapı titreşti,
bir nefes aldı…
ve kendi isteğiyle açıldı.

İçeriden sıcak değil—serinlik geldi.
Yumuşak, kadife gibi bir karanlık.
Bir davet.

Adam içeri girdi.
Kapı ardından sessizce kapandı.


Sesler — İnsanlığın Yara İzi

Başta yalnız sanmıştı kendini.
Ama karanlığın dili böyle değildi.

Fısıltılar geldi.
Çok uzaktan değil—yakından.
Kendi zihninden mi, yoksa kolektif bilinçten mi ayırt edemedi.

“Unutulmaktan korkuyorum.”

Bir çocuk sesi.
Hüzünlü, ince.

“Yalnız kalmak istemiyorum.”

Bu sesi yaşlı biri söyledi.
Titrek, yorulmuş.

Ve sonra üçüncü ses geldi—en güçlü olan:

“Ya anlam yoksa?”

Bu insanlığın en eski sorusuydu.
Tarihten bile eski.
İnançtan da.

Adam derin bir ürperti hissetti.
Karanlık düşman değildi—
o, yaralı hafızaydı.


Gölgenin Şekli

Karanlığın ortasında bir gölge belirdi.
İnsan biçimindeydi, fakat yüzü yoktu.
Sanki bir silüet, hikâyesi alınmış bir hatıra.

Gölge konuştu—kelimelerle değil, ağırlıkla:

Ben unutulanların sesiyim.
Ben savaşlarda kaybolan hikâyeyim.
Ben fosilleşmiş korkularım.

Adam cevap verdi—ilk kez korkusuzca:

“Seni yok etmeye gelmedim.”

Gölge durdu.

“Dinlemeye geldim.”

Bu cümle, karanlığa bir ışık gibi düştü.
Gölgenin gövdesinde ince çizgiler belirdi—
çatlak değil, yarıklar.
İçlerinden hafif ışık sızdı.

Karanlık ilk kez konuştu:

Ben nefret değilim.
Ben eksiklikten doğdum.
Anlaşılmaya açım.

Ve adam bunu hissetti—derinliğine kadar.
Karanlık savaşla yok olmaz.
O şefkatle çözülür.


Barışma Anı

Adam elini uzattı.
Gölge geri çekilmedi.
Bir anlık temas yeterliydi.

Bir patlama değil—bir çözülme yaşandı.
Gölge ışığa karıştı,
sesleri yumuşadı,
fısıltılar şarkıya dönüştü.

Kolektif korku ilk defa nefes aldı.

Ve fısıltılar son bir cümle bıraktı:

“Teşekkür ederiz. Artık görünmez değiliz.”

Karanlık yok olmadı.
Ama sakinleşti.
Denge buldu.

Adam kapıya geri döndüğünde,
yukarıdaki şehrin ışıkları daha parlaktı.

Çünkü hakikat artık tek parça değildi—
tamamdı.


Son Satır

Каранlıkla savaşmadı — onunla konuşmayı öğrendi.
Aydınlık böyle büyüdü.

Комментарии

Популярные сообщения из этого блога

Varoluşun Hışmı, Yalnızlığın Dev Aynası

Ansızın Gel

Kayıp Masumiyetin Senfonisi ve Zamanın Gölgesindeki Aşkın Metafizik Sorgusu