Varoluşun Hışmı, Yalnızlığın Dev Aynası
https://youtube.com/shorts/ilC39H2h_z0?feature=share
Denizlerde
Dünya şiiri rock düzenlemesinde
Şinasi Özdenoğlu (1921-2019) "Denizlerde". Video bir sinir ağı tarafından oluşturuldu.
Videoyu beğendiyseniz lütfen yazarı destekleyin. Çünkü her şey sizin bağışlarınıza bağlı.
Sberbank 4276160994805480
Kripto para cüzdanı
bc1q89mkw2fndrv9agnul8csd9nkmvfn6hu69csl9r
0x8F58364675b32aF0d2ee527317480805C4d32b7D
Edebi Dergi İçin Detaylı Bir İnceleme
-----
Şinasi Özdenoğlu'nun "Denizlerde" Şiiri
Üzerine Bir Deneme
Varoluşun Hışmı, Yalnızlığın Dev Aynası
-----
Şinasi Özdenoğlu'nun "Denizlerde"
Şinasi Özdenoğlu'nun "Denizlerde" şiiri, okuyucusunu
uçsuz bucaksız suların dingin görünen ancak derinlerinde fırtınalar koparan enginliğine
davet eden, bireysel yalnızlığın ve varoluşsal çaresizliğin destansı bir anlatısıdır.
Modern Türk şiirinin karanlık ve içsel sorgulamalarla yüklü damarından beslenen
bu eser, sadece bir deniz metaforu üzerinden değil, aynı zamanda insanoğlunun kader
karşısındaki kırılganlığını, geçmişin ağırlığını ve aidiyetsizliğin acısını derinlemesine
işler. Edebi bir dergide yer almayı hak eden bu deneme, şiirin katmanlı anlamlarını,
imgelerin gücünü ve felsefi derinliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Şiir, "Nehirleri taşıran bir kocaman gemi gibi / Simsiyah"
dizeleriyle başlar ve okuyucuyu aniden bir tehdidin, bir ağırlığın içine çeker.
Bu "simsiyah gemi," somut bir nesneden ziyade, şairin iç dünyasındaki
ya da kolektif bellekteki ağır bir yükü, bastırılamayan bir geçmişi temsil eder.
"Hayatı zehir eden bir eski hatıra ki / Acı ve simsiyah" ifadesi, bu geminin
sadece bir anı değil, aynı zamanda varoluşun kendisini zehirleyen, tüm renkleri
silip süpüren bir travma olduğunu vurgular. Siyah, burada sadece rengin değil, aynı zamanda umutsuzluğun, kederin ve
kaçınılmaz bir sonun rengidir. Bu hatıra, belki de bireyin kendi geçmişindeki pişmanlıkları,
kırgınlıkları ya da dönemin sosyo-politik atmosferinin birey üzerindeki karamsar
etkilerini işaret eder. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra yaşanan hızlı
modernleşme, toplumsal değişimler ve zaman zaman görülen siyasi çalkantılar, bireyde
derin bir yabancılaşma ve geçmişle hesaplaşma duygusu yaratmış olabilir. Bu bağlamda,
"eski hatıra," sadece kişisel değil, aynı zamanda ulusal hafızadaki kırılmaları
ve travmaları da simgeleyebilir.
"Pusuya
yatmış suların üstünde; / Nasıl derinden iç çekişi var ki bu suların / Nasıl da
öyle zalim..." dizeleri, denizin sadece fiziksel bir mekan olmaktan çıkıp,
canlı, nefes alan, hatta zalim bir varlığa büründüğünü gösterir. Bu sular, yüzeyde
sakin görünse de, derinliklerinde acı ve hışım barındırır. "İç çekiş,"
denizin kadim bilgisini, geçmişin ağırlığını ve belki de insanlığın kendi trajedilerine
tanıklığını ifade eder. Denizin zalimliği, varoluşun acımasızlığı, doğanın insan
karşısındaki kayıtsız ve ezici gücüdür. "Kabarmış öylesine ki ve ne korkunç!
/ Bu koca sular üstünde bir başıma / Uğultusundan başkaca hiçbir şey / Gözlerin
bile, / Vay başıma" dizeleri, şairin bu engin ve korkutucu varoluş karşısındaki
mutlak yalnızlığını vurgular. "Uğultu," dış dünyadan gelen tek sestir
ve bu ses, şairin içsel boşluğunu daha da belirgin kılar. "Gözlerin bile"
ifadesi, bir sevilenin dahi bu dipsiz yalnızlığı hafifletemediğini, hatta belki
de onun yokluğunun bu yalnızlığı daha da katılaştırdığını anlatır. "Vay başıma,"
bir yakarıştan çok, kaderin acımasızlığına karşı sergilenen bir çaresizlik nidasıdır.
Şiirin ikinci
bölümü, yalnızlığın bir "dev aynası"nda büyütüldüğü, içsel bir yolculuğa
çıkarır okuyucuyu: "Yalnızlığın dev aynalarında büyütülmüşü / Bu bendeki /
Sularda ve sessizliklerde; / Dalgaların dev aynalarında büyütülmüşü / Bu benim içimdeki
/ Bu benim beynimdeki..." Bu dizeler, şairin yalnızlığını sadece dışsal bir
durum olarak değil, aynı zamanda içsel bir gerçeklik, ruhunun ve zihninin bir yansıması
olarak gördüğünü gösterir. Deniz ve sessizlik, bu yalnızlığı büyüten, onu bir varoluşsal
boyut kazandıran aynalardır. Dalgalar, beynin içinde kopan fırtınaları, düşüncelerin
karmaşasını, duygusal çalkantıları simgeler. Şairin iç dünyası, denizin derinlikleri
kadar karmaşık ve ıssızdır. Bu durum, 20. yüzyılın ortalarında gelişen varoluşçuluk
felsefesinin bireyin kendi varoluşuyla yüzleşmesi, özgürlüğün ve sorumluluğun getirdiği
kaygı gibi temalarıyla derin bir paralellik taşır.
"Uzağımdan
dost gemilerin geçişi / Çalımla..." ifadesi, şairin yalnızlığını daha da pekiştirir.
Diğer insanlar, "dost gemiler" gibi, kendi rotalarında, belki de umursamazca,
bir "çalımla" geçip giderler. Bu, yalnızlığın en acı verici anlarından
biridir: başkalarının mutluluğunu, telaşını, varlığını dışarıdan izlemek ve bu döngünün
bir parçası olamamak. "Dalgaların boşalışı derinliklere / En derinliğine denizlerin
/ Bin hışımla" imgeleri, bu yalnızlığın sadece bir durum değil, aynı zamanda
içsel bir çöküş, dipsiz bir kuyuya düşüş hissi olduğunu anlatır. Bu hışım, hem denizin
kendi gücü hem de şairin içindeki fırtınanın yansımasıdır. "Bu koskoco sularda
/ Gözlerinden de öte / Bu nasıl bir derinlik / Bu nasıl bir yalnızlık / Vay başıma!"
dizeleri, ilk bölümdeki yakarışı tekrarlar, ancak bu sefer yalnızlığın boyutunu
"gözlerden öte" bir derinlikle daha da vurgulayarak, onun fiziksel varlıklardan
bile bağımsız, metafizik bir boyut kazandığını ifade eder.
Şiirin son bölümü,
bir nevi kabulleniş ve meydan okumayla başlar: "Denizlerde ölmek gayrı en erkekçesi
/ En garipçesi ölümlerin, / En derin denizlerce yeşil gözlüm benim;". Ölümü,
"en erkekçe," yani en onurlu, en cesur yol olarak görmek, şairin içinde
bulunduğu umutsuzluğun boyutunu gösterir. Bu, aynı zamanda bir isyan, hayatın dayattığı
acıya karşı geliştirilen bir direniş biçimidir. "En derin denizlerce yeşil
gözlüm benim" ifadesi, bu umutsuzluğun içinde dahi, kaybolmuş bir sevgiye,
belki de bir umuda tutunma çabasının son hıçkırığıdır. "Aldırma! / Sen geç,
açıklarımdan bir yabancı gemi gibi / Çalımla..." dizeleri, sevgiliye (ya da
dünyaya) yapılan acı dolu bir veda ve dış dünyaya karşı takınılan bir kayıtsızlık
halidir. Şair, kendi kaderini seçmiş ve başkalarının kederine ortak olmasını istememektedir.
Şiir, "Selâmsız
ve sabahsız / Ben kalayım denizlerin ortasında / Köpek balıklarına yem / Okunmamış
bir şiir gibi / Bahtsız / Namuslu bir ses gibi / Unutulmuş / Bir başıma!" dizeleriyle
doruğa ulaşır. Burada şairin ölümü, bir dizi güçlü metaforla yüceltilir ya da trajikleştirilir.
"Köpek balıklarına yem olmak," doğal döngünün acımasız bir parçası haline
gelmek, bedenin varoluşsal bir hiçliğe karışmasıdır. "Okunmamış bir şiir gibi
bahtsız," sanatsal bir varoluşun, bir dehanın fark edilmeden kayboluşunu simgeler.
Bu, özellikle sanatçıların ve aydınların toplumda yeterince anlaşılmadığı veya değer
görmediği dönemlerde sıklıkla dile getirilen bir temadır. "Namuslu bir ses
gibi unutulmuş," ise, dürüstlüğün, doğruluğun, belki de toplumsal vicdanın
zamanla kayboluşunu ve değerini yitirişini anlatır. Şair, hem kendi kişisel trajedisini
hem de içinde yaşadığı toplumun genel ruh halini, bu son dizelerde derin bir melankoli
ve isyanla özetler. Nihayetinde, "Bir başıma!" nidası, tüm bu varoluşsal
yükün, acının ve yok oluşun tek başına omuzlandığını, şairin mutlak yalnızlığını
bir kez daha, bu kez kesin bir biçimde tesciller.
Şinasi Özdenoğlu'nun
"Denizlerde" şiiri, bireyin engin bir varoluşsal denizde sürüklenişini,
geçmişin yükünü, yalnızlığın dev aynasındaki yansımalarını ve nihayetinde ölüme
bir tür teslimiyetle ulaşan acı dolu yolculuğunu ustalıkla işleyen, derinlikli bir
eserdir. Şiir, sadece dönemin insanının iç dünyasındaki çalkantıları yansıtmakla
kalmaz, aynı zamanda evrensel bir yalnızlık ve yabancılaşma hissinin güçlü bir edebi
ifadesi olarak modern Türk şiirinin klasikleri arasında yerini alır.
---
Tarihsel
ve Arkeolojik Verilere Dayalı Otantik Anadolu Lezzetleri
Anadolu, tarih
boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, zengin mutfak kültürüyle de öne çıkmış
bir coğrafyadır. Modern arkeolojik ve tarihsel çalışmalar, bu topraklarda binlerce
yıldır süregelen beslenme alışkanlıkları ve pişirme teknikleri hakkında önemli bilgiler
sunmaktadır. Bu bölümde, bilimsel verilere dayalı olarak, farklı dönemlerin ruhunu
yansıtan, otantik Anadolu lezzetlerini detaylı tarifleriyle sunuyoruz. Bu tarifler,
herhangi bir modern ideolojiden uzak, sadece geçmişin mutfak mirasını günümüze taşıma
amacı güder.
1. Neolitik
Çağ'dan Kışlık Bulamaç: Fermente Tahıl ve Ot Yemeği (Tarhana'nın Atası)
Neolitik Dönem
(yaklaşık M.Ö. 10.000 – M.Ö. 5.500), insanlık tarihinde tarımın ve yerleşik yaşamın
başlangıcını simgeler. Buğday, arpa gibi tahılların evcilleştirilmesi, beslenme
alışkanlıklarında devrim yaratmıştır. Fermente gıdalar, o dönemde yiyecekleri korumanın
ve besin değerini artırmanın en önemli yollarından biriydi. Tarhana benzeri fermente
tahıl ürünleri, tahılların yoğurt veya ekşi süt ile karıştırılıp kurutulmasıyla
elde edilen, Anadolu'nun kadim miraslarından biridir.
Tarihsel
Bağlam: Çatalhöyük ve
Göbeklitepe gibi Neolitik yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda arpa ve buğday taneleri
bulunmuştur. Fermente süt ürünleri, hayvanların evcilleştirilmesiyle birlikte diyetin
önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu bulamaç, kış aylarında besleyici ve doyurucu
bir öğün olarak tüketilirdi. O dönemde pişirme genellikle taş ocaklarda veya basit
kil kaplarda yapılırdı.
Malzemeler:
- 1 su
bardağı yarma (aşurelik buğday) veya kabuklu arpa (eğer bulunursa siyez yarması
daha otantiktir)
- 4 su
bardağı su (tahılları haşlamak için)
- 2 su
bardağı ev yapımı katı yoğurt veya süzme yoğurt (mümkünse koyun veya keçi yoğurdu)
- 1 yemek kaşığı kuru nane (antik
dönemden beri bilinen bir ottur)
- Yarım çay kaşığı kaya tuzu (damak
zevkinize göre)
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı (servis
için, isteğe bağlı, Anadolu'da antik çağlardan beri kullanılan bir yağdır)
- Bir tutam kekik veya pul biber (servis
için, isteğe bağlı, ancak daha sonraki dönemlerde yaygınlaşmıştır)
Hazırlanışı:
1.
Tahılı Hazırlama: Yarma veya arpayı bir gece
önceden bol suda ıslatın. Ertesi gün suyunu süzün.
2. Haşlama: Islatılmış tahılı 4 su bardağı su ile bir tencereye
alın. Kaynamaya başlayınca ateşi kısın ve tahıllar yumuşayana kadar yaklaşık 45-60
dakika haşlayın. Su az gelirse biraz daha ekleyebilirsiniz. Tahılın suyu tamamen
çekmesine izin vermeyin, hafif sulu bir kıvamda kalmalı.
3. Soğutma: Haşlanmış tahılı ocaktan alın ve oda sıcaklığına
gelene kadar soğumaya bırakın.
4. Yoğurt ile Karıştırma: Soğuyan tahılı geniş bir karıştırma
kabına alın. Üzerine yoğurdu, kuru naneyi ve kaya tuzunu ekleyin. Tüm malzemeyi
iyice karıştırın. Yoğurtlu karışıma tahılın kendi sıcaklığının etkisiyle yoğurdun
kesilmemesi için tahılın soğuması önemlidir.
5. Fermentasyon (İsteğe Bağlı): Eğer daha otantik bir fermente tat isterseniz,
bu karışımı üzeri örtülü bir şekilde oda sıcaklığında 1-2 gün bekletebilirsiniz.
Ancak her gün birkaç kez karıştırarak hava ile temasını sağlayın. Karışım hafifçe
ekşiyecek ve karakteristik bir koku kazanacaktır. Bu adım, tarhana yapımının ilk
aşamalarına benzer.
6. Pişirme (Çorba Kıvamına Getirme): Fermente edilmiş veya doğrudan hazırlanan
karışıma, kıvamına göre biraz su ekleyerek tencerede orta ateşte sürekli karıştırarak
ısıtın. Kaynamaya başlayınca kısık ateşte 5-10 dakika daha pişirin. Kıvamı koyu
bir çorba gibi olmalıdır.
7. Servis: Hazırladığınız bulamacı kaselere paylaştırın. Üzerine
zeytinyağı gezdirerek ve isteğe bağlı olarak kekik veya pul biber serperek sıcak
servis yapın.
Bu bulamaç,
Neolitik atalarımızın kışlık sofralarındaki sağlam ve doğal besin kaynağını günümüze
taşır.
2. Roma ve
Erken Bizans Dönemi Esintisiyle: Nohutlu ve Otlu Hamsi Yahnisi (Pisane)
Roma ve erken
Bizans dönemleri (M.Ö. 1. yüzyıl – M.S. 7. yüzyıl), Anadolu'da beslenme alışkanlıklarını
Akdeniz ve Yakın Doğu etkileriyle zenginleştirmiştir. Deniz ürünleri, özellikle
hamsi gibi küçük balıklar, kıyı bölgelerinde önemli bir gıda kaynağıydı. Baklagiller
(nohut, mercimek) ve bolca taze ot (kekik, nane, kişniş, dereotu) bu dönem mutfağının
temelini oluştururdu. Garum (balık sosu) yaygın bir çeşniydi, ancak bu tarifte taze
veya kurutulmuş balığın kendisi kullanılarak benzer umami tadı elde edilmektedir.
Tarihsel
Bağlam: Roma İmparatorluğu'nun
Doğu eyaletlerinde (Anadolu da dahil), nohut ve hamsi gibi gıdalar sıklıkla tüketilirdi.
Roma yemek kitapları (örneğin Apicius) ve arkeolojik bulgular, deniz ürünleri, baklagiller,
otlar ve zeytinyağının önemini göstermektedir. Bu tür yahni veya güveçler, genellikle
kil kaplarda, açık ateşte veya fırınlarda pişirilirdi.
Malzemeler:
- 250 gram taze hamsi (ayıklanmış
ve temizlenmiş) veya 100 gram kurutulmuş hamsi (varsa)
- 1 su bardağı haşlanmış nohut (bir
gece önceden ıslatılıp haşlanmış)
- 1 adet orta boy soğan (ince doğranmış)
- 2 diş
sarımsak (ezilmiş)
- 4 yemek
kaşığı sızma zeytinyağı
- Yarım
su bardağı kuru beyaz şarap (isteğe bağlı, Roma mutfağında yaygın, ancak su
veya sebze suyu ile de yapılabilir)
- 1 su bardağı su veya balık suyu
- 1 adet domates (küçük doğranmış,
veya 1 yemek kaşığı domates salçası, domates Anadolu'ya geç gelmiştir ancak
erken Bizans döneminde benzer kıvamda soslar yapılmıştır)
- Yarım çay kaşığı kekik (kurutulmuş)
- Yarım çay kaşığı taze biberiye (doğranmış,
varsa)
- Çeyrek çay kaşığı öğütülmüş kişniş
tohumu (isteğe bağlı, antik çağlarda bilinen bir baharat)
- Yarım çay kaşığı kaya tuzu (damak
zevkinize göre)
- Taze maydanoz veya dereotu (servis
için, doğranmış)
Hazırlanışı:
1.
Hamsiyi Hazırlama: Taze hamsi kullanıyorsanız,
kılçıklarını çıkarın ve fileto haline getirin. Kurutulmuş hamsi kullanıyorsanız,
yahniden önce birkaç saat suda bekletip tuzunu atmasını sağlayın ve küçük parçalara
bölün.
2.
Soğan ve Sarımsak Soteleme: Geniş ve derin bir tencereye zeytinyağını alın. Isınınca ince doğranmış
soğanları ekleyip pembeleşinceye kadar orta ateşte kavurun. Ardından ezilmiş
sarımsağı ekleyip 1 dakika daha kavurun.
3.
Domates ve Şarap Ekleme: Doğranmış domatesi
(veya salçayı) ekleyip birkaç dakika kavurun. Eğer kullanıyorsanız kuru beyaz şarabı
ekleyin ve alkol buharlaşana kadar birkaç dakika kaynatın.
4.
Nohut ve Baharat Ekleme: Haşlanmış nohutları,
kekiği, biberiyeyi ve kişniş tohumunu tencereye ekleyin. Birkaç dakika karıştırarak
kavurun.
5.
Sıvı Ekleme ve Pişirme: Suyu (veya balık suyunu)
ve kaya tuzunu ekleyin. Tencerenin kapağını kapatın ve kısık ateşte yaklaşık 15-20
dakika pişirin.
6.
Hamsi Ekleme: Sürenin sonunda hamsi filetolarını
(veya kurutulmuş hamsi parçalarını) tencereye ekleyin. Hamsiler çok çabuk piştiği
için, yemeğin sonuna doğru eklemek önemlidir. Yavaşça karıştırın ve hamsiler pişip
renk değiştirene kadar 5-7 dakika daha pişirin. Hamsilerin dağılmamasına özen gösterin.
7.
Servis: Yahniyi ocaktan alın. Kaselere paylaştırın
ve üzerine taze doğranmış maydanoz veya dereotu serpiştirerek sıcak servis yapın.
Yanında siyez ekmeği ile harika gider.
Bu yahni, Akdeniz'in kadim tatlarını, balık ve baklagillerin
besleyici gücünü bir araya getirerek tarihsel bir lezzet deneyimi sunar.
3. Selçuklu ve Erken Osmanlı Dönemi'nden: Keşkek (Dövme Buğday
ve Et Yemeği)
Keşkek, Anadolu'nun
en eski ve geleneksel yemeklerinden biridir. UNESCO tarafından İnsanlığın Somut
Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne dahil edilmiştir. Selçuklu ve erken Osmanlı
dönemlerinde, özellikle düğün, bayram ve özel törenlerde hazırlanan, et ve dövme
buğdayın uzun süre pişirilip dövülmesiyle elde edilen, doyurucu ve sembolik değeri
yüksek bir yemektir.
Tarihsel
Bağlam: Keşkek'in kökenleri
Orta Asya'daki Şamanist ritüellere kadar uzanır ve Anadolu'ya Türklerin göçleriyle
gelmiştir. Selçuklu ve Osmanlı mutfağında, özellikle kırsal kesimlerde ve konar-göçer
topluluklarda protein ve karbonhidrat kaynağı olarak büyük önem taşımıştır. Pişirme
yöntemi genellikle büyük kazanlarda odun ateşinde, saatlerce karıştırılarak ve dövülerek
yapılırdı.
Malzemeler:
- 1 su
bardağı dövme buğday (aşurelik buğday, kırılmış ve kabukları soyulmuş)
- 250-300
gram kemikli kuzu veya dana eti (kol veya incik gibi lifli kısımlar tercih
edilir)
- 8 su
bardağı su (eti haşlamak için ve keşkeği pişirmek için, gerekirse daha fazla)
- 1 çay
kaşığı kaya tuzu (damak zevkinize göre)
Üzeri İçin:
- 2 yemek
kaşığı tereyağı veya sade yağ (ghee)
- 1 çay
kaşığı kırmızı pul biber veya toz biber (Osmanlı döneminde yaygınlaşan bir
baharat)
- Bir tutam taze nane (isteğe bağlı)
Hazırlanışı:
1.
Buğdayı Hazırlama: Dövme buğdayı bir gece
önceden bol soğuk suda ıslatın. Ertesi gün suyunu süzün ve iyice yıkayın.
2. Eti Haşlama: Geniş bir tencereye kemikli eti alın.
Üzerini geçecek kadar su ekleyin (yaklaşık 6 su bardağı). Kaynamaya başlayınca oluşan
köpükleri bir kevgirle alın. Ateşi kısın ve etler lokum gibi yumuşayana kadar yaklaşık
1.5-2 saat pişirin.
3.
Etleri Ayıklama: Haşlanan etleri tencereden alın, suyunu süzün ve bir kenara ayırın. Etler
soğuduktan sonra kemiklerinden ayırın ve lif lif ayırın (elle didin). Et
suyunu saklayın.
4.
Keşkeği Pişirme: Aynı tencereye (veya başka
bir geniş tencereye) yıkanmış ve ıslatılmış dövme buğdayı alın. Üzerine et suyundan 6 su bardağı kadar
ekleyin. Eğer et suyu yetmezse normal su ekleyebilirsiniz. Kaynamaya başlayınca
ateşi en kısığa getirin ve tencerenin kapağını kapatın. Buğdaylar tamamen yumuşayana
ve suyu çekene kadar yaklaşık 1-1.5 saat pişirin. Ara sıra karıştırarak dibine
yapışmasını önleyin.
5.
Dövme Aşaması: Buğdaylar tamamen yumuşadıktan
sonra didilmiş etleri tencereye ekleyin. Kaya tuzunu da ilave edin. Tahta bir kaşık
veya keşkek dövme aparatı (yoksa bir blenderın sapı da iş görür) kullanarak buğday
ve etleri sürekli döverek karıştırın. Bu işlem, keşkeğin karakteristik macunsu ve
lifli kıvamını elde edene kadar yaklaşık 20-30 dakika sürer. Karışım homojen, pürüzsüz
ve sakız gibi olmalıdır. Kıvamı çok koyu olursa, azar azar sıcak su veya et suyu
ekleyerek istediğiniz akışkanlığa getirebilirsiniz.
6.
Tereyağlı Sos Hazırlama: Keşkek piştikten
sonra ayrı bir küçük tavada tereyağını eritin. Pul biberi veya toz biberi ekleyip
hafifçe kavurun (yakmadan). Bu, keşkeğe parlak bir renk ve lezzet verir.
7. Servis: Keşkeği servis kaselerine alın. Üzerine tereyağlı
ve biberli sosu gezdirin. İsteğe bağlı olarak taze nane yapraklarıyla süsleyerek
sıcak servis yapın.
Bu keşkek, Anadolu'nun
binlerce yıllık misafirperverlik ve bereket geleneğini sofranıza taşır, yoğun lezzeti
ve doyurucu yapısıyla geçmişin izlerini hissettirir.
Afiyet olsun!
--------
YouTube'daki müzik kanalıma abone olun,
videoyu beğenin ve paylaşın
Arkadaşlarınıza ve sevdiklerinize iyi bir ruh hali verin

Комментарии
Отправить комментарий