Kayıp Masumiyetin Senfonisi ve Zamanın Gölgesindeki Aşkın Metafizik Sorgusu
https://youtu.be/Msupr_PqGPs?si=T50I0ISapAVepLwU
Gönlüm
Dünya şiiri rock düzenlemesinde
Şinasi Özdenoğlu (1921-2019) "Gönlüm". Video bir sinir ağı tarafından oluşturuldu.
Videoyu beğendiyseniz lütfen yazarı destekleyin. Çünkü her şey sizin bağışlarınıza bağlı.
Sberbank 4276160994805480
Kripto para cüzdanı
bc1q89mkw2fndrv9agnul8csd9nkmvfn6hu69csl9r
0x8F58364675b32aF0d2ee527317480805C4d32b7D
Edebi Dergi İçin Detaylı, Felsefi ve
Tarihsel Bir Şinasi Özdenoğlu Şiiri İncelemesi
-----
"Gönlüm"
Şinasi Özdenoğlu'nun "Gönlüm" Şiiri
Üzerine Bir Deneme
-----
Kayıp Masumiyetin Senfonisi ve
Zamanın Gölgesindeki Aşkın Metafizik Sorgusu
Şinasi
Özdenoğlu'nun "Gönlüm" şiiri, insan ruhunun derinliklerindeki
melankoliyi, aşkın kırılganlığını ve zamanın yıkıcı akışı karşısındaki
varoluşsal çırpınışı, çarpıcı doğa imgeleriyle ve kadim Doğu şiir geleneğinden
süzülüp gelen metaforlarla işleyen, lirik ve felsefi bir başyapıttır. Şiir, iki
sevgilinin kalplerini farklı ama tamamlayıcı sembollerle betimlerken, onların
ortak kaderini —hazin ve amansız bir yolculuğun belirsizliğini— ve bu yolculuğa
eşlik eden zamanın yıpratıcı gücünü, bilgece bir kabulleniş ve aynı zamanda
isyankar bir ruhla dile getirir.
Şiirin ilk
kıtası, sevgiliye doğrudan bir seslenişle başlar ve iki kalbin özgün hallerini
karşılaştırır:
"Benim
gönlüm su içen bir yaralı ceylandır
Bozulmuş
bahçelerin yaslı havuzlarından
Senin
gönlün çalınmış bir dal kızıl mercandır
Uçarı
geyiklerin sedef boynuzlarından."
Şairin
kendi kalbini "su içen bir yaralı ceylan" olarak betimlemesi, şiire
hemen hüzünlü ve hassas bir ton katar. Ceylan, Doğu şiirinde (özellikle divan
edebiyatında ve halk şiirinde) genellikle zarafeti, masumiyeti, kırılganlığı ve
avlanma tehlikesiyle sürekli karşı karşıya kalması nedeniyle sevgilinin
güzelliğini veya aşığın hassasiyetini temsil eden bir imgedir. Ancak burada
ceylan "yaralı"dır ve "bozulmuş bahçelerin yaslı
havuzlarından" su içmektedir. Bu "bozulmuş bahçeler" ve
"yaslı havuzlar", geçmişin güzelliklerinin solduğu, bir zamanların
canlı ve neşeli yerlerinin artık hüzünlü birer anıya dönüştüğü bir dünyayı
imler. Aşığı yaralayan, belki de bu kaybolmuş güzelliklerin veya yaşanmış
aşkların getirdiği acıdır. Dolayısıyla gönül, sadece yaralı olmakla kalmaz,
aynı zamanda bu yitik cennetlerin içinden bir teselli, bir yaşam kaynağı
arayışındadır. Bu, ruhun acıyla beslenen, ancak yaşamaya devam etme arzusunu
yansıtan trajik bir tablodur.
Sevgilinin
gönlünü betimleyen "çalınmış bir dal kızıl mercan" imgesi ise daha
farklı ve egzotik bir tınıya sahiptir. Mercan, denizlerin derinliklerinde
yetişen, değerli ve nadide bir taştır. "Kızıl" rengi, tutkuyu,
canlılığı ve belki de tehlikeyi çağrıştırır. Ancak bu mercan
"çalınmış"tır. Bu çalınma durumu, sevgilinin gönlünün bir başkası
tarafından ele geçirilmiş olabileceği, bir kayba uğradığı veya elde edilişinin
meşru olmayan bir yolla gerçekleştiği gibi farklı yorumlara açıktır. Ya da
sevgilinin gönlünün doğası gereği zaten bir "çalınmışlık"
barındırdığı, yani ele avuca sığmaz, tutulması zor bir güzelliğe sahip olduğu
da düşünülebilir. Bu mercan dalı, "uçarı geyiklerin sedef
boynuzlarından" alınmıştır. "Uçarı geyikler", vahşi, özgür ve
ele avuca sığmaz bir ruhu temsil ederken, "sedef boynuzları" ise
onların ihtişamını, parlaklığını ve nadide güzelliğini vurgular. Bu imge,
sevgilinin kalbinin de tıpkı o uçarı geyikler gibi özgür, asi, ancak bir o
kadar da göz kamaştırıcı ve elde edilmesi zor bir niteliğe sahip olduğunu
düşündürür. İki gönül arasındaki bu tezatlık –biri yaralı ve arayan, diğeri
çalınmış ve nadide– aşkın farklı hallerini, tarafların bu duyguya nasıl farklı
yaklaştıklarını veya nasıl farklı etkilendiklerini gözler önüne serer.
İkinci
kıta, bu iki gönlün ortak kaderine ve aşkın evrensel temalarına doğru genişler:
"Ömrümüz
bir yolculuk gibi hazin ve yaman
Bilinmez
hangi çölde kaybolacak bu kervan
Eşsiz
güzelliğini kıskanıp çalan zaman
Bırak
çağlayan gibi aksın omuzlarından!."
"Ömrümüz
bir yolculuk gibi hazin ve yaman" dizesi, insan yaşamının kaçınılmaz
zorluklarını, acılarını ve geçiciliğini vurgular. Yaşam, sadece kişisel bir
macera değil, aynı zamanda ortak bir "kervan"ın yürüdüğü belirsiz bir
"çöl"dür. "Bilinmez hangi çölde kaybolacak bu kervan"
ifadesi, insan varoluşunun temel belirsizliğini ve ölümlülüğünü, hayatın bir
noktada sona ereceğini ve bu sona giden yolun bilinmezliğini güçlü bir şekilde
dile getirir. Bu, klasik Doğu düşüncesinde sıkça rastlanan dünya ve fani oluş temasıyla
örtüşür. İnsan ömrünün bir kervana benzetilmesi, hem kalabalık içinde bir
yolculuk yapıldığına hem de bu yolculuğun sonunda herkesin tek tek veya topluca
kaybolup gideceğine işaret eder.
Şiirin en
vurucu ve felsefi dizelerinden biri ise "Eşsiz güzelliğini kıskanıp çalan
zaman" ifadesidir. Zaman, burada bir kişiliği olan, haset duyan ve
güzelliği yok etmeye çalışan bir hırsız gibi tasvir edilir. Bu, güzelliğin
geçiciliğine ve zamanın her şeyi yıpratan gücüne dair evrensel bir temadır.
Ancak şiir, bu acımasız gerçeğe karşı bir teslimiyet yerine, bir meydan okuma
veya bir kabullenişle karşılık verir: "Bırak çağlayan gibi aksın
omuzlarından!." Bu dize, farklı yorumlara açıktır. Bir yandan, zamanın
güzelliği çalmasına izin vermeyi, bu yıkıma karşı direnmemeyi, aksine onun
doğal akışına teslim olmayı önerebilir. "Çağlayan gibi akmak",
kontrol edilemez bir güçle akıp gitmek, değişimi ve geçişi kabullenmektir. Bu,
güzelliğin fiziksel formunun kaybolmasına rağmen, onun ruhsal veya hafızadaki
varlığının kalıcı olacağı inancını da taşıyabilir. Diğer yandan, bu ifade,
zamanın çaldığı güzellikleri umursamamayı, onlara takılıp kalmamayı, aksine
hayatın ve doğanın yenileyici enerjisine güvenerek yoluna devam etmeyi
öğütleyen bilgece bir tavır da olabilir. Güzellik, bedenin sınırlarını aşarak
ruhun bir parçası haline gelmiş, zamanın onu çalamayacağı bir boyuta ulaşmış
gibi algılanabilir.
Şinasi
Özdenoğlu, bu şiiriyle sadece kişisel bir aşk hikayesini değil, insan olmanın
evrensel hallerini, kırılganlığı, güzelliği, zamanın acımasızlığını ve
varoluşsal yolculuğun belirsizliğini işler. Şiirin dili, yalın ve akıcı olmakla
birlikte, içerdiği imgeler ve metaforlarla zengin bir anlam katmanı sunar.
Gönlün ceylan ve mercan gibi sembollerle betimlenmesi, Divan şiirindeki mazmun
geleneğini modern bir duyarlılıkla harmanladığını gösterir. "Kervan"
ve "çöl" imgeleri, tasavvufi şiirin yolculuk ve arayış motifleriyle
de paralellikler taşır. Özdenoğlu, bu şiirde, insan ruhunun derinliklerindeki
melankoliyi ve aynı zamanda hayata karşı duyduğu isyankar/kabullenici tavrı,
etkileyici bir lirik dille okuyucuya aktarır.
Sonuç
olarak, Şinasi Özdenoğlu'nun "Gönlüm" şiiri, aşkın karmaşık doğasını,
zamanın yıkıcı gücünü ve insan ömrünün hazin yolculuğunu işleyen, çağlar ötesi
bir derinliğe sahip bir metindir. Şiir, okuyucuya kendi içsel yaralarını,
kaybolan güzelliklerini ve zamanla olan ilişkisini sorgulatırken, aynı zamanda
hayatın akışına teslim olmanın veya ona karşı durmanın incelikli felsefesini de
fısıldar. Bu, aşkın ve varoluşun gizemini sorgulayan, ruhu derinden etkileyen,
zamansız bir başyapıttır.
---
Tarihi
ve Arkeolojik Gerçeklere Dayalı Otantik Anadolu Mutfak Kültüründen Tarifler
Anadolu
toprakları, tarih boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, bu zengin
miras mutfak kültürünü de eşsiz bir çeşitliliğe kavuşturmuştur. Aşağıdaki
tarifler, modern arkeolojik bulgular, antik metinler ve güvenilir tarihi
kayıtlar ışığında, çağdaş ideolojik yorumlardan arındırılmış, otantik Anadolu
lezzetlerini sunmaktadır.
1. M.Ö.
8. Yüzyıl Frigya Arpa Ekmeği (Mayasız ve Yassı)
Frigler
(M.Ö. 1200-700), Orta Anadolu'da tarım ve hayvancılıkla geçinen önemli bir
medeniyetti. Gordion'daki kazılarda bulunan tahıl kalıntıları ve taş
değirmenler, arpanın temel gıda maddelerinden biri olduğunu gösterir. Bu ekmek,
dönemin basit, mayasız ve tok tutan ekmeklerini yansıtır.
Tarihsel
Bağlam: Antik
Anadolu'da ekmek, buğday veya arpa unundan, genellikle mayasız olarak, taşlar
üzerinde veya kil fırınlarda pişirilirdi. Maya kullanımı daha sonraki
dönemlerde yaygınlaşmıştır. Bu tür yassı ekmekler, hem yemek yanında hem de
yolculuklarda temel besin kaynağıydı.
Malzemeler (Basit ve Doğal):
- 2 su bardağı arpa unu (tam arpa
unu tercih edilir)
- 1 su bardağı içme suyu (ılık)
- 1 çay kaşığı kaya tuzu (iri çekilmiş)
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
(isteğe bağlı, hamurun daha kolay açılması için)
- Bir miktar un (açmak için)
Hazırlanışı
(Taş veya Sac Üzerinde Pişirme):
1.
Hamurun Hazırlanması:
- Geniş
bir karıştırma kabına arpa unu ve tuz alınır, karıştırılır.
- Ortası
havuz gibi açılır, ılık su ve zeytinyağı (varsa) eklenir.
- Tüm malzemeler birleşene kadar
elle karıştırılır. Kısa süre yoğrularak pürüzsüz ve ele yapışmayan, sert
sayılabilecek bir hamur elde edilir. (Arpa unu gluten oranı düşük
olduğundan, buğday unu kadar elastik olmaz.)
1. Dinlendirme: Hamurun üzeri nemli bir bezle
örtülür ve oda sıcaklığında 20-30 dakika dinlendirilir. Bu, unun suyu çekmesine
ve hamurun daha kolay işlenmesine yardımcı olur.
2.
Şekillendirme:
- Hamur
6-8 eşit parçaya bölünür ve her parça yuvarlanarak bezeler yapılır.
- Hafifçe
unlanmış tezgah üzerinde, her beze oklava veya merdane ile yaklaşık 0.5 cm
kalınlığında, yuvarlak yassı ekmekler şeklinde açılır. (Çok ince
olmamalıdır.)
1.
Pişirme (Geleneksel Yöntemlere Yakın):
- Kalın
tabanlı bir dökme demir tava veya sac, orta-yüksek ateşte iyice ısıtılır.
(Antik çağda ateşte ısıtılmış yassı taşlar veya kil levhalar
kullanılırdı.)
- Açılan ekmeklerden biri tavaya
konur. Bir yüzü kızarana ve kabarcıklar oluşana kadar yaklaşık 2-3 dakika
pişirilir.
- Diğer yüzü çevrilir ve o yüzü
de kızarana kadar yaklaşık 2-3 dakika daha pişirilir. Tüm ekmekler
bu şekilde pişirilir.
1.
Servis: Pişen ekmekler sıcak olarak,
dönemin güveçleri, yahni veya peynir benzeri ürünleriyle servis edilirdi.
2. M.S. 2. Yüzyıl Roma Dönemi Anadolu Zeytinyağlı
Enginar ve Bakla (Akdeniz Mutfağı Etkisi)
Roma İmparatorluğu döneminde (M.Ö. 1. yüzyıl - M.S. 4.
yüzyıl), Anadolu'nun batı ve güney kıyıları (Efes, Pergamon, Antakya gibi
şehirler) Akdeniz mutfağının etkisi altına girmiştir. Zeytinyağı, enginar, bakla
ve çeşitli otlar bu dönemde yaygın olarak tüketilirdi.
Tarihsel Bağlam: Enginar ve bakla, Akdeniz
ikliminin tipik ürünleriydi ve Roma mutfağında değerli sebzelerdi. Zeytinyağı
temel pişirme yağı olarak kullanılırdı. Genellikle basit baharatlar (tuz,
karabiber) ve taze otlarla (maydanoz, dereotu) lezzetlendirilirdi.
Malzemeler (Akdeniz Esintili):
- 4
adet taze enginar (ayıklanmış, kart yaprakları alınmış, tüyleri
temizlenmiş, limonlu suda bekletilmiş)
- 250 gram taze iç bakla
(kabukları soyulmuş)
- 1 adet orta boy kuru soğan
(ince doğranmış)
- 4-5 yemek kaşığı sızma
zeytinyağı (kaliteli)
- Yarım
limonun suyu
- 1
çay kaşığı kaya tuzu
- Yarım
çay kaşığı karabiber (taze çekilmiş)
- Yarım
su bardağı su (veya sebze suyu)
- Yarım demet taze dereotu (ince
kıyılmış, servis için)
Hazırlanışı
(Yavaş ve Hafif Pişirme):
1.
Hazırlık:
- Enginarların
sapları kısaltılır, dış kart yaprakları ayıklanır. İçindeki tüylü kısım
bir kaşık yardımıyla temizlenir. Kararmamaları için hemen limonlu suda
bekletilir.
- Taze
baklalar ayıklanır, iç kabukları soyulur.
- Soğan
ince ince doğranır.
1.
Kavurma:
- Geniş
ve yayvan bir tencereye zeytinyağının yarısı alınır ve orta ateşte
ısıtılır.
- Doğranmış
soğanlar şeffaflaşana kadar yaklaşık 5 dakika kavrulur.
1.
Sebzeleri Ekleme:
- Doğranmış enginarlar (suyu
süzülmüş) ve soyulmuş baklalar tencereye eklenir.
- Tuz ve karabiber serpilir.
Kalan zeytinyağı da üzerine gezdirilir.
- Yarım limonun suyu ve su (veya
sebze suyu) eklenir. Su, sebzelerin yarısına kadar gelmelidir.
1.
Yavaş Pişirme:
- Tencerenin
kapağı kapatılır. Kısık ateşte enginarlar ve baklalar tamamen yumuşayana
kadar yaklaşık 25-35 dakika pişirilir. Pişirme sırasında ara sıra kontrol
edilir, su gerekirse eklenir.
1.
Servis: Ocaktan
alınır ve ılık veya soğuk olarak servis tabağına dizilir. Üzerine bolca
taze kıyılmış dereotu serpilerek servis edilir.
3. M.S. 13. Yüzyıl Selçuklu Balık Çorbası (Balık ve
Baharat Kullanımı)
Anadolu Selçuklu dönemi (M.S. 11. yüzyıl sonu - 14. yüzyıl
başı), balıkçılığın özellikle göl ve nehir kıyılarında yaygın olduğu bir
dönemdi. Konya ve çevresinde tatlı su balıkları, dönemin mutfaklarında yer
alırdı. Baharat kullanımı, özellikle karabiber ve kimyon gibi, Orta Asya ve
Arap mutfaklarından gelen etkilerle zenginleşmişti.
Tarihsel
Bağlam: Selçuklu
mutfağında çorbalar önemli bir yer tutardı. Balık, özellikle kıyı bölgelerinde
ve büyük su kaynaklarının yakınında yaşayan halk için değerli bir protein
kaynağıydı. Çorbalar genellikle buğday veya arpa lapası, sebzeler ve
baharatlarla zenginleştirilirdi.
Malzemeler (Mevsimsel ve Aromatik):
- 500
gram beyaz etli balık filetosu (çipura, levrek veya sazan gibi tatlı su
balıkları tercih edilir, kılçıksız)
- 1 adet orta boy kuru soğan
(küçük küpler halinde doğranmış)
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı (veya
dönemin bitkisel yağı)
- 1 yemek kaşığı pirinç (veya
dönemin arpa/buğday ezmesi)
- 6 su bardağı balık suyu (veya
sebze suyu/içme suyu)
- 1
çay kaşığı kaya tuzu
- Yarım
çay kaşığı karabiber (taze çekilmiş)
- Yarım
çay kaşığı kimyon (isteğe bağlı, dönemin baharatları arasında)
- Yarım demet taze maydanoz (ince
kıyılmış, servis için)
Hazırlanışı
(Tencerede Kaynatma ve Harmanlama):
1.
Hazırlık:
- Balık
filetoları yıkanır, suyu süzülür ve yaklaşık 2-3 cm küpler halinde
doğranır.
- Soğanlar küçük küpler halinde
doğranır. Pirinç yıkanır.
1.
Kavurma:
- Büyük
bir tencereye zeytinyağı alınır ve orta ateşte ısıtılır.
- Doğranmış
soğanlar şeffaflaşana kadar yaklaşık 5 dakika kavrulur.
1.
Çorbayı Birleştirme:
- Kavrulmuş
soğanların üzerine yıkanmış pirinç (veya arpa/buğday ezmesi) eklenir ve
1-2 dakika daha kavrulur.
- Balık suyu (veya diğer su)
tencereye eklenir. Tuz, karabiber ve kimyon (varsa) eklenir.
- Kaynamaya bırakılır. Kaynamaya
başlayınca ateşi kısılır ve pirinç yumuşayana kadar yaklaşık 10-15 dakika
pişirilir.
1.
Balığı Ekleme:
- Pirinç
piştikten sonra, doğranmış balık parçaları çorbaya eklenir. Balıklar
beyazlaşıp pişene kadar (yaklaşık 5-7 dakika) kaynatılır. Balığın fazla
pişip dağılmamasına dikkat edilir.
1. Servis: Ocaktan alınır ve sıcak olarak kaselere
servis edilir. Üzerine bolca taze kıyılmış maydanoz serpilerek sunulur.
Bu tarifler, Anadolu'nun derinlikli mutfak mirasını,
güvenilir tarihi ve arkeolojik bilgiler ışığında, günümüz damak tadına uygun
hale getirilerek sunulmuştur. Her
bir tarif, geçmişin izlerini taşıyan otantik bir lezzet deneyimi vaat
etmektedir. Afiyet olsun!
--------
YouTube'daki müzik kanalıma abone olun,
videoyu beğenin ve paylaşın
Arkadaşlarınıza ve sevdiklerinize iyi bir ruh hali verin

Комментарии
Отправить комментарий