Beklerken. Dünya şiiri rock düzenlemesinde



Beklerken

Dünya şiiri rock düzenlemesinde



Afşar Timuçin (1939-2024) "Beklerken". Video bir sinir ağı tarafından oluşturuldu. İkinci seçenek.
Videoyu beğendiyseniz lütfen yazarı destekleyin. Çünkü her şey sizin bağışlarınıza bağlı.
Sberbank 4276160994805480


Afşar Timuçin'in "Beklerken": Zamanın, Aşkın ve Varoluşun Diyalektiği Üzerine Bir Yorum

 

Türk şiirinin usta kalemlerinden, aynı zamanda bir filozof ve çevirmen olan Afşar Timuçin (d. 1939), şiirlerinde genellikle insanı, varoluşu, zamanı, aşkı ve bilgiyi derinlemesine sorgulayan, düşünsel yoğunluğu yüksek bir çizgi izlemiştir. Şiiri, lirik duyarlılığını felsefi derinlikle harmanlayarak, okuyucuyu hem duygusal hem de entelektüel bir yolculuğa çıkarır. "Beklerken" şiiri, Timuçin'in bu özgün poetikasının çarpıcı örneklerinden biri olup, bekleyişin sadece bir zaman geçirme eylemi olmadığını, aynı zamanda varoluşsal bir deneyim, algının dönüşümü ve aşkın zamana yayılan gücü üzerine bir meditasyon olduğunu gösterir. Bu oçerk, şiiri tarihsel bağlamıyla ele alarak, edebi, sanatsal ve felsefi boyutlarını tüm detaylarıyla incelemeyi amaçlamaktadır.

I. Tarihsel Bağlam ve Afşar Timuçin'in Poetikası

Afşar Timuçin, 20. yüzyılın ikinci yarısında ve 21. yüzyılın başlarında aktif olan, Türkiye'nin entelektüel ve kültürel sahnesindeki değişimlere tanıklık eden bir şairdir. Türk şiirinde "İkinci Yeni" akımının getirdiği soyutlamanın ve imge yoğunluğunun izleri, onun şiirinde de hissedilmekle birlikte, Timuçin'in asıl ayırt edici özelliği felsefi arka planıdır. Şiirleri sadece duygusal dışavurumlar değil, aynı zamanda belirli bir düşünce sistematiği ve varoluşsal sorgulama taşır.

Timuçin'in şiiri, genel olarak 1960'lı yıllar ve sonrasındaki Türkiye'nin entelektüel atmosferiyle ilişkilendirilebilir. Bu dönem, siyasi çalkantıların yanı sıra, Batı'dan gelen felsefi akımların (özellikle varoluşçuluk, Marksizm, fenomenoloji) Türk düşünce dünyasında yankı bulduğu bir dönemdi. Aydınların dünyayı ve insanı anlama çabaları, edebi eserlere de yansımıştır. Afşar Timuçin'in şiiri, bu bağlamda, kişisel deneyimleri evrensel insanlık durumlarıyla harmanlayarak, bireyin iç dünyasına ve varoluşsal krizlerine odaklanır. Onun şiiri, doğrudan toplumsal eleştiri yapmak yerine, insan ruhunun derinliklerindeki evrensel durumları, belirsizlikleri ve arayışları dile getirir.

"Beklerken" şiiri, bu felsefi şiir anlayışının bir örneğidir. Şiirde geçen "yüzyılların gülşeni", "dünyaların denizi" gibi ifadeler, kişisel aşkı ve bekleyişi sıradan bir deneyim olmaktan çıkarıp, kozmik ve zamana yayılan bir boyuta taşır. Bu, Timuçin'in felsefeci kimliğinin şiirine yansımasıdır; o, sadece olanı değil, olayın ardındaki evrensel ilkeyi, varoluşsal anlamı da aramaya çalışır. Şiir, özellikle zamana, mekâna ve hafızaya dair felsefi sorgulamaları içerir. Bekleyişin yarattığı psikolojik durumun analizi, fenomenolojik bir yaklaşımla ele alınır.

II. Edebi Çözümleme: Dilin Ritmi ve İmge Katmanları

"Beklerken" şiiri, serbest nazım şeklinde yazılmış olup, Afşar Timuçin'in lirik ve meditatif üslubunu yansıtır. Şiir, içsel bir monologun veya bir düşünce akışının dizelere dökülmüş hali gibidir.

 

Üslup ve Ton: Şiirin tonu, başlangıçta bir beklenti ve özlemle başlarken, yer yer karamsarlığa ve içsel bir çelişkiye ("onsuz da olunur gibi") düşer, ardından şaşkınlık ve hayranlıkla doruk noktasına ulaşır. Genel atmosferi, hem melankolik hem de umutlu, hem somut hem de soyut öğeleri barındıran bir derinlik taşır.

Yapı ve Akış: Şiir, dört ana bölüme ayrılabilir ve her bölüm, bekleyişin farklı bir evresini veya duygusal durumunu yansıtır. Geçişler yumuşak olup, bir düşüncenin diğerine akışını andırır.

 

İmge Dünyası ve Tematik Gelişim:

 

Bekleyişin Başlangıcı ve Zaman Üstü Duygu:

 

  "Sevdiğimin kulaklarımda sesi / Bembeyaz bir gül demeti / Kim bilir kaç yüzyılın gülşeninden"

  Şiir, bir sesle başlar; bu ses, aşığın hafızasına kazınmış, sevgiliye ait bir anı veya özlemdir. "Bembeyaz bir gül demeti" imgesi, aşkın saflığını, masumiyetini ve estetik güzelliğini temsil eder. Bu ilk bölümde, aşkın kaynağına dair bir sorgulama vardır: "Kim bilir kaç yüzyılın gülşeninden". Bu ifade, aşkın kişisel bir deneyim olmaktan öte, zamana ve coğrafyaya yayılan, belki de kolektif bilinçte veya ruhsal bir boyutta var olan kadim bir kaynaktan geldiğini düşündürür. Aşk, anlık bir duygu değil, tarihin ve kültürün derinliklerinden süzülüp gelen bir esintidir.

 

Bekleyişin Yükü ve Mucizevi Kırılma:

 

  "Duvar gibi kalınlaşırken bekleyişler / Birden bütün katılığın dağılması / Ve sesini duyuşum bir yerlerden / Kim bilir kaç yüzyılın gülşeninden"

  Bu bölümde, bekleyişin yarattığı fiziksel ve ruhsal yük somut bir şekilde ifade edilir: "Duvar gibi kalınlaşan bekleyişler". Bu, zamanın yavaşlaması, beklentinin bir engel, bir hapishane haline gelmesi hissidir. Ancak bu katılık, "birden bütün katılığın dağılması" ile mucizevi bir şekilde kırılır. Bu, umutsuzluğun doruğunda gelen bir anlık rahatlama veya gerçek bir uyanıştır. Sesin "bir yerlerden" gelmesi, hâlâ tam olarak somutlaşmadığını, bir özlem veya hatıra boyutunda kaldığını düşündürür. İlk bölümdeki "yüzyılların gülşeni" tekrarı, bu sesin/duygunun kaynağının ne denli derin ve köklü olduğunu bir kez daha vurgular.

 

Aşkın Paradoksal Ağırlığı ve Belirsizliği:

 

"Ağır bir duyguyla birarada / Onsuz da olunur gibi gelirken bana / Gittikçe basan sis artan duman / Ve kilitlenmesi zaman zaman / İçimde bir ağırlığın aşk adına"

Şiirin bu kısmı, bekleyişin ve aşkın içsel çelişkilerini ortaya koyar. "Ağır bir duyguyla birarada" olmak, aşkın hem yüceltici hem de ezici bir yük olduğunu gösterir. "Onsuz da olunur gibi gelirken bana" ifadesi, aşığın yaşadığı bir tür kabulleniş, hatta kayıtsızlık halini yansıtır; sanki yokluğuna alışmış, onsuz bir yaşamı kabullenmiş gibidir. Ancak bu kabullenişin ardından gelen "sis artan duman" ve "kilitlenme", zihinsel bir bulanıklığı, umutsuzluğu ve içsel bir sıkışmayı ifade eder. Aşkın yarattığı bu "ağırlık", bireyin ruhsal dengeleyicisini bozan, onu esir alan bir duyguya dönüşür. Bu, aşkın sadece mutluluk değil, aynı zamanda derin bir mücadele ve acı kaynağı olduğunu gösterir.

 

Gerçekleşen Kavuşma ve Kozmik Algı:

"Nasılsın nereden çıktın / Gerçekten bana mı geldin / Sen miydin o olmasa da olur gibi görünen / Şimdi yosun gözlerin gözlerimde / Binbir türlü rüzgarla rüzgarlanır / Kim bilir kaç dünyanın denizinden."

Şiirin son bölümü, bekleyişin sona erdiği, sevilenin gerçek anlamda "ortaya çıktığı" anı betimler. Aşığın şaşkınlığı ve inanamayışı, doğrudan sorularla ("Nasılsın nereden çıktın? Gerçekten bana mı geldin?") ifade edilir. Daha önceki "onsuz da olunur gibi görünen" ifadesi, şimdi bir soruya dönüşerek, algının ne denli değiştiğini ve önceden hissedilen kayıtsızlığın nasıl paramparça olduğunu gösterir. En çarpıcı imgeler bu bölümde yer alır: "yosun gözlerin gözlerimde". "Yosun gözler", derinliği, eskiyi, doğallığı, bilgeliği ve zamanın izlerini taşıyan bir anlam yükler. Bu gözler, sadece bir çift göz değil, binbir tecrübeyi, binbir rüzgarı ("Binbir türlü rüzgarla rüzgarlanır") içinde barındıran, adeta evrensel bir varlık gibidir. Şiir, ilk bölümdeki "kaç yüzyılın gülşeninden" ifadesini, son dizede "Kim bilir kaç dünyanın denizinden" diyerek genişletir. Bu, aşkın ve sevilenin kökeninin sadece tarihsel değil, aynı zamanda kozmik, çok boyutlu ve evrensel olduğunu vurgular. Bu, hem aşığın algısının genişlemesi hem de aşkın nihai, sonsuz ve gizemli doğasına yapılan bir atıftır.

 

III. Felsefi Yorumlama: Bekleyişin Fenomenolojisi ve Aşkın Ontolojisi

"Beklerken" şiiri, varoluşsal felsefenin ve fenomenolojinin bazı temel kavramlarına dokunur.

 

Bekleyişin Varoluşsal Yükü: Şiir, bekleyişi basit bir zaman dilimi olmaktan çıkarıp, bireyin tüm varoluşunu etkileyen derin bir deneyim olarak sunar. "Duvar gibi kalınlaşan bekleyişler" ve "içimde bir ağırlığın aşk adına kilitlenmesi", bekleyişin insan ruhunda yarattığı baskıyı, belirsizliği ve acıyı anlatır. Bu, Heideggerci anlamda bir "varoluşsal sıkıntı" veya "kaygı" olarak da yorumlanabilir.

Algının Subjektifliği ve Dönüşümü: "Onsuz da olunur gibi gelirken bana" ifadesi, algının ve duyguların koşullara göre nasıl değiştiğini gösterir. Sevilenin gelişiyle bu algının aniden kırılması, bireyin dünyayı algılayışının, dışsal bir olayın etkisiyle nasıl radikal bir şekilde değişebileceğini ortaya koyar. Bu, fenomenolojinin, öznenin bilincinin nesneyi nasıl kurduğu ve deneyimlediği üzerine yaptığı vurguyla paralellik gösterir.

Aşkın Zaman-Dışı Boyutu: Şiirdeki "yüzyılların gülşeni" ve "dünyaların denizinden" ifadeleri, aşkın sadece kişisel ve anlık bir duygu olmadığını, aksine zamanın ve mekânın ötesine geçen, evrensel bir arketip olduğunu düşündürür. Bu, Platoncu anlamda ideal aşka veya Jungcu anlamda kolektif bilinçteki arketipsel imgelere bir gönderme olabilir. Aşk, sadece bireysel bir deneyim değil, tüm evreni ve zamanı kapsayan bir kozmik bağdır.

Aşkın Paradoksal Doğası: Şiir, aşkın hem yüceltici hem de ezici, hem birleşme vaat eden hem de yalnızlığa iten paradoksal doğasını ustalıkla işler. "Sis, duman, kilitlenme" gibi imgeler, aşkın getirdiği belirsizlikleri, acıyı ve bireyin içsel sıkışmalarını sembolize eder. Bu, aşkın sadece bir arzu nesnesi değil, aynı zamanda varoluşsal bir meydan okuma olduğunu gösterir.

Kozmik Bağlantı ve Birlik Arayışı: "Yosun gözler" ve "binbir türlü rüzgarla rüzgarlanır" imgeleri, sevilen kişinin sadece bireysel bir varlık olmaktan öte, evrenin bilgisini ve deneyimini barındıran, doğayla ve zamanla iç içe geçmiş bir varlık olduğunu düşündürür. Bu, Doğu felsefelerindeki birlik (vahdet-i vücut) ve evrenle bütünleşme arayışıyla da ilişkilendirilebilir.

 

Sonuç

Afşar Timuçin'in "Beklerken" şiiri, sadece bir aşk şiiri değil, aynı zamanda bekleyişin, zamanın, varoluşun ve algının karmaşık ilişkilerini felsefi bir derinlikle irdeleyen çok katmanlı bir metindir. Şiir, yitirilmiş bir sesin özleminden başlayarak, bekleyişin ağırlığını, aşkın içsel çelişkilerini ve nihayetinde gerçekleşen kavuşmanın yarattığı kozmik algıyı, çarpıcı imgeler ve lirik bir dille anlatır.

Timuçin, bu şiirle, bireysel bir duygunun evrensel ve zamana yayılan boyutlarını keşfederken, okuyucuyu da kendi bekleyişlerini, kaygılarını ve varoluşsal algılarını sorgulamaya davet eder. "Beklerken", Afşar Timuçin'in düşünür kimliği ile şair kimliğinin kusursuz birleşimi olup, Türk şiirinde felsefi lirizmin önemli örneklerinden biri olarak yerini sağlamlaştırmıştır. Şiir, aşkın ve varoluşun gizemli ve dönüştürücü gücünü anlamak isteyen herkes için zamana direnen bir kılavuz niteliğindedir.

--------

YouTube'daki müzik kanalıma abone olun, 

videoyu beğenin ve paylaşın

Arkadaşlarınıza ve sevdiklerinize iyi bir ruh hali verin

Комментарии

Популярные сообщения из этого блога

Varoluşun Hışmı, Yalnızlığın Dev Aynası

Ansızın Gel

Kayıp Masumiyetin Senfonisi ve Zamanın Gölgesindeki Aşkın Metafizik Sorgusu